|
Soru & Cevap

| |
NAMAZ VAKİTLERİNDE “TEMKİN” KONUSUNDA ZARÛRİ BİR
AÇIKLAMA (D.İ.B. Takvimlerinde yer alan açıklamadır.)
Diyanet İşleri
Başkanlığınca hazırlanıp yayınlanmakta olan “Diyanet
Takvimi”nde gösterilen namaz vakitleri ile, diğer bazı
kurum ve kuruluşlar tarafından yayınlanan takvimlerin
bir kısmındaki namaz vakitleri arasında görülen, az da
olsa zaman farkının sebebi, yurttaşlarımızca çokça
sorulmakta olduğundan, konu ile ilgili aşağıdaki
açıklamanın yapılmasına zaruret duyulmuştur.
Bilindiği üzere, beş vakit
namaz ve orucun edâ edileceği vakitlerin başlama ve son
bulma sınırları, Kur’an-ı Kerim’in ilgili âyet-i
kerimeleri ile Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in
kavlî, fiilî ve takrirî sünnetlerinde yer alan ölçülere
göre, İslâm müctehit ve fakihleri tarafından tespit
edilmiştir. Diyanet Takvimi’nde gösterilen Namaz
vakitleri, bu ölçülere göre hesap edilmektedir.
1973 yılından önce
Balkanlar’dan Kafkaslar’a kadar bütün şehirlerin namaz
vakitleri İstanbul’dan ± fark alarak
hazırlanmakta ve hazırlanan bu vakitlere yüz elli yıldan
beri (bugün için gerekli olmayan) ± 10 dk. temkin
uygulanmaktaydı.
İstanbul’dan fark
alınmaksızın namaz vakitlerinin yayınlanmasından sonra
güneşin doğuşu ve batışı hariç diğer vakitlerdeki aşırı
temkin süreleri, Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 21 Ocak
1981 tarih ve 6 sayılı kararı uyarınca, 1982 yılından
itibaren 4 dakikaya indirilmiş; imsak vaktinden ise,
temkin kaldırılmıştır.
İlk yıllarda yurdumuzda
basılmakta olan bütün takvimlerde bu karara uyulduğu
halde; daha sonra bazı takvim basıcıları, dinen gerekli
olmayan, aksine vakitlerin tedahülüne ve uygulamada bazı
zorluklara yol açması sebebiyle sakıncalı bulunan, aşırı
(gereğinden fazla) temkin uygulamasına tekrar
dönmüşlerdir. Diyanet Takvimi ile diğer bazı takvimlerin
namaz vakitleri arasında görülen farklar, bu takvimlerde
temkin sürelerinin gereğinden çok tutulmuş olmasından
kaynaklanmaktadır.
Fıkhen
belirlenmiş olan ölçülere göre, vakit girdiği andan
itibaren, o vakte ait namazın edâsı için, temkin
olarak bir süre bekleme mecburiyeti yoktur.
Şüphesiz, başından sonuna kadar,
vaktin herhangi bir cüzünde namazın edâsı câiz olduğuna
göre; ister temkin, ister başka bir sebeple olsun,
namazı vaktin girmesinden bir süre geçtikten sonra
kılmak da mümkündür; ancak mutlaka gerekli ve zarurî
değildir. Konu ile ilgili hadis-i şeriflerde ve bunların
şerhlerinde, temkin ile ilgili bir husus yer almadığı
gibi; ilgili âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerin
ışığında, beş vakit namaz ve orucun edâ edileceği
vakitlerin başlama ve sona erme sınırlarını, bütün
ayrıntılarıyla inceleyip tespit eden İslâm müctehid ve
fakihleri de, -fıkıh kitaplarında- temkinden tek kelime
ile de olsa söz etmemişlerdir. Nitekim, önceleri güneşin
doğuşu ve batışı dışında diğer vakitler için temkin
uygulanmazken, yaklaşık yüz elli yıl kadar önce, -gereksiz
ve aşırı bir ihtiyat olmak üzere- temkin bütün
vakitlere teşmil edilmiş; bu durum vakitlerin tedahülüne
ve giderek bazı zorluklara yol açmıştır.
Şüphesiz
bir namaz vakti içinde, o vaktin namazının edâsının
müstehap (efdâl), câiz veya mekruh olduğu süreler vardır.
Ancak
bir namaz vaktinin tespiti; müstehap, câiz ve mekruh
olan sürelerini de kapsayacak şekilde, vaktin giriş ve
çıkış saatlerini tayin etmek demektir. Vaktin giriş ve
çıkış sınırlarını tespit ayrı; vakit içinde namazı efdal,
câiz veya mekruh vaktinde edâ etmek ayrı bir konudur;
bunlar birbirine karıştırılmamalıdır. Nitekim beş vakit
namaz farz kılınınca, Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’e
bunların vakitlerini öğretmek üzere Cibril (a.s.), beş
vakit namazı efdal vakitlerinde değil; birinci gün ilk;
ikinci gün ise son vakitlerinde kıldırmıştır.
Halen
Diyanet İşleri Başkanlığında her ilin namaz vakitleri,
ayrı ayrı hesaplan-maktadır. Diyanet İşleri
Başkanlığı takvimi ve bu takvimdeki vakitleri esas alan
takvimlerde her ilin namaz vakitleri, ayrı-ayrı
gösterilmektedir. Ayrıca günümüzde hassas saatler ve
istenildiği zaman saat ayarlama imkânı vardır. Bu
itibarla, bir ilçenin doğu ve batı sınırları
arasındaki boylam farkını karşılayacak kısa bir süre
dışında temkin süresinin uzun tutulmasına ihtiyaç
kalmamıştır.
Diğer
taraftan çağımızda, Müslümanların iş hayatı da bunu
zorunlu kılmaktadır. Belli saatte fabrikada işbaşı
yapması, yola çıkması gereken insanlar vardır. Kişi
dinin koyduğu zaman, sınırlar içinde ibâdetlerini -iş
durumuna gore- edâ edebilme imkânına sahip olmalıdır.
Aksi halde, gerçekte vakit girmiş olduğu halde, uzunca
temkin uygulamaları sebebiyle, henüz vakit girmedi
düşüncesiyle, ibadetini edâ edemeden işe başlamakta,
yola çıkmakta ve böylece zamanla ibadet alışkanlığını
kaybetmektedir. Bu itibarla, ibadet vakitlerinin, dinî
ölçülere göre, hesaplanıp gösterilmesinde, bu vakitlere
uzun temkin süreleri eklenmemesinde zarûret vardır.
Din
İşleri Yüksek Kurulu’nun sözkonusu kararında, Güneşin
doğuş ve batışında eski takvimlere göre hiçbir
değişiklik yapılmamış, yani zarurî olan temkin süreleri
olduğu gibi korunmuştur. Diğer vakitlerden de temkin
tamamen kaldırılmamış; aşırı ve gereksiz olan süreler
dört dakikaya indirilmiştir. Başkanlığımızca değişik
tarihlerde ve değişik yerlerde yapılan ve devam
ettirilmekte olan gözlemlerde de, temkinin zorunlu
olduğunu gösteren bir sonuca ulaşılamamıştır.
|
|
|
|